22 Ekim 2014
23 Eylül 2013
protokol: noninvaziv
üstümüze
yapışan çilingir arzularla dingince ve dik durarak ki
dayayamasınlar duvarlara
istanbul'da
çok etik, çok sarmaşıklı sanrılarla, içi güzel adalarla
ve belki
gerçekleşebiliriz, sev-iş sendikasına halüsinasyonlar
yazabiliriz
bir
yerlerde bol kahve, bol sigara içerken, ironiyi bedenlerimizde kara
çikolatalarla besleyebiliriz
ve
kabarmış, şişmiş damarlarımızla pullu derilerimizi takas
edebiliriz
jile yerine
kara bir pantolonla anlaşabiliriz bulutları görmek için
kadıköy'de
ve içinde
beyazlı siyahlı bir kaplan gizleyen kedi ile.
seri
cinayet panterimizi bulmuş olabiliriz
içi kan..
(candy'lik
ve candy'lik duygusunun gelişinde
zaman ve
mekanda dağınık bütünleşmeye arzulu deneyimlerimiz: kan akışı
içinde youmak(çoğul)
nesne
devamlılığının şatoya doğru giden milyarlarca merdivenlerinde
avuç içlerim
varoluşsal
etiyolojimle cinsiyetsizliğine tutunmam ve sembolik anlatım yolum
olan “çalma” davranışım: jile.)
ellere ve
ayaklara geçirilebilecek denli seni ele geçirmek istediğime
inanma, o ben değilim!
bacaklarımı
eklemlerimden kıvırarak göğgsüne yaslayıp
ve ardımı
dönerek sana aynadan yansıyıp
terli
burnumu gamzelerinde gezintiye çıkararak cinayete ortak olabilirim
alnı açık
cinsel karmaşa sanatçısının gözlerine sürme çektikçe
“ellerini
tutup öpebilirim bordo ojelerinle
ellerin
büyü, koklayabilirim pa ile..”
çok oyunlu
senaryolarla, fetişlerle, arzu yüklü avangardlar..
aşırı uç
kahveden olacak ölümüm
bir de
uyanırken yaşadığın maniden
(dudaklarının
kucaklayıcı, kavrayıcı, kapsayıcı hallerine sözlerimi
konduruyorum
bir de
dilinin..
kapsayan
nesne ve nesnel nesne: ikili ilgi basamağı(çoğul)
candy'liğimin
yalnız kalabilme kapasitesinde aksiyonsuzluk potansiyelimle
dış
uyaranlarla bölünemez tinsel deneyimlerim ve düşlerim..)
ondan
sonraki sayı bundan sonraki an
bir ve bir
döne dolaşa kucaklaşarak iki noktaların bulaşıcılığıyla
çok
saçlarım alnının sınırını çizecek
avucumu
öpeceksin en tehlikelisi
bir de
göbeğimden öpeceksin müftülere inat
ve kapıda
çöküp, dizlerime sarılmanın mümkünatı ile burnumdan
öpeceksin, kedi..
(tüm
güçlülük duygumun haritasıyla yanılgılarımın fay hatlarını
aşamalandırıyoruz
içimin
zorluklarının gerçeklik algısı, tırtıklı: aşırı
elektriklenme-yüklenme-boşalım(çoğul)
yineleyen
biçimde candy'mden memnun, yinelenen biçimde candy'me yabancı..
candy'liğimizin
acıkan büyülü ıslak memeleri..)
devlet
dersinden izinsiz çıkacağız el ele
“burjuvazinin
gizemli çekiciliği”nde tek seferde içip martinilerimizi
boş bir
sınıfta tebeşir tozu sürüneceğiz, sürtüneceğiz
kokumuzun
atmosfere yaydığı ısı ile erimeyi sürdüren devlet 1000a'sında
küçük
ayaklarımla tebeşir dolu izler bırakacağım sana
ve parmak
uçlarımdan akan minik, sarı nemli notlar
kopçalanmaya
direnen akşam üstü birasının dudaklarıyla..
panparfum&i.m.
panparfum&i.m.
2 Temmuz 2013
k eşittir ğ
ç
ve
toplama kampında dudaklar et paçalıysa ve postmodern kadastronun
yürüyen botox meridyenleridir ve tıklım tıklım tinsiz siz ve
kazı alanı sakallıyken ve memeler simetrik asılı ve gözlerini
kör ve tiynet abiler ile ablalar ve gözlerini yok ve soluduğu an
unutuyor tiradını ve sırlı camlara, hep ve lirik düzmecelerle
paralel konumlanmış pusulaları yedirdiler ve cepler hiç kapalı
ve varlığın çoğul biyolojik haritasındasınız ve kussaydın
korktun, hep ve iç içe gizlendiniz, yok ve sanrılı kuyularda
duvarlar ördü ve zincirledim harla, düş tü yok tu ve kanınızı
negatiflere astı..
üzerine
abanan karabasan iç gıcırdar.
bir
ben, bir de ben..
ö
gözlerin amberinde yüzbin
ırk balık uçuşuyor saçları kızıl, saçları atların aşkına
sürtünen
tepe noktasına ulaşırken
yanaklarından süzülen tutkunun dili ile
direncini özensizce
saklamış uç noktalarının şuursuzluğuna kenetli tırnaklarıyla.
yel çekimine hükümran
dudak kıvrımlarıyla ve tuzlu, nefis bir metamorfozla
ve hadım edilmek istenen
gözenekleri kararlı bir plazmayla, RA.
bir terkediş masalıyla
iğnelenmiş sırılsıklam yapışkan bir kan
bir takım varoluş
hasadıyla pek bir plasenta.
haykırmaktan halsiz,
kendine olasılı elektroşok dalgalarıyla
reçeteli, ölçütlü,
kiremitli gömleklere tıkıştırılmış
sığınma talebinden
tiksinmeli bedenine yenik bir algoritma!
yıkıla döküle ile yıka
saça gelip konuyor, enzim yitiyor, doku başkalaşıyor..
parçalanmış kozaların
dar koridorlarında sivri dişleriyle sağaltım söylemlerine
kemirgen kayışlar
bileniyor
sıfatsız kuyular sıra
beklerken çelik iplerin silüetinde
dokunmak üzre mühre
metalik cadı saçmaları yağıyor gökyüzüne hengame
bulut pilav, bulut kara,
bulut uykulu birkaç pıhtıya tonhane bir darphane..
kırıklarla dolu bir
paçavranın kök hücrelerini iştahla yiyen ben, sen, bir ben, bir de
ben..
sarmalın arka
odacığındaki mağaranın asit-baz 'kadınım'ını karanlıkla
pışpışlar
derken..
ba
egom kanaya kanaya seni
saçlarım uzar çok renkli bayrağın ucuna
haykırdığım tenlerde
ara sokaklarım, kanla, bir de
tek seferde can yakan
kahküllerimi saymaya yürek bir pi sayısı olmalı bu
ekşidikçe başkan
dediğim şey go tahtasında zig zag..
onurun tutumluluğundan
duyduğum kafa karışıklığıyla kararan dilimin içi, içi
libidoyu tek başına
eldesiz toplamana değil
oy pusulana bıraktığın
parmak uçlarına inanıyorum
hiç bir şey neden siz
değil..
bir de ben..
diren
diren
23 Şubat 2013
gece kondu baykuş ile
sararmış sağ işaret parmağını
kondurursa gırtlağına.
sağanaklar fışkıracaksa ard arda
koyu renk bir sığınak oturuyorsa
orada
kıyısında dinginlik oynanacaksa
avuçlarıyla sımsıkı susacaksa
damıtacaksa sarhoşluğunu
antik kadehlerinden dem vuracaksa
harlayıp harlayıp gölgesini
üzerine parşömenler asacaksa
koku hafızasına haykırıp
ellerini yutacaksa
kaçak tütüne dudak koyacaksa
bir ayağını bırakıp orada
kırmızıya göz dalacaksa
kırmızıya söz koyacaksa
kırmızıya kök salacaksa
sararmış sağ işaret parmağını
kondurursa gırtlağına.
görünen bir sessizlikle
bir eli fincana bir eli kalbine
bakacaksa
göz bebeklerini sakınacaksa
saklana saklana ebe olacaksa
ağır ağır kusacaksa itiraflarını
tutacaksa dilini diz boyunda
sağır gibi tadacaksa
dile batan tozları sökecekse tada
tada
bir başka anın anısını yapacaksa
iki küçük delilikten bakacaksa
dudaklarının kenarlarına incelikler
koyacaksa
ayak parmaklarına beste yapacaksa
sevmese de kazağını çekiştirip
yola koyulacaksa
kirpiklerine inanarak ona sarılacaksa
hızla öpüp
acemice uzaklaşacaksa
kırmızıya söz saracaksa
kırmızıya göz koyacaksa
kırmızıya kök salacaksa
sararmış sağ işaret parmağını
kondursa ya gırtlağına..
21 Temmuz 2011
25 Şubat 2011
tali(m)
beni yutmaya çalışan prototipik beyaza durdum. zamanı tuttum. ürpertilerle kusacaktım, dokunurken döngünün içindeki izleme, aniden düşmeye başladığında tüm sancılar tepetaklak. alabora tekneler kıyıya yakınlaşsalar ne olacak? yine beyaz.. oturdum tam ortalarına. sırtımı kendiliğime yaslayıp, kollarımı astım netameli salınan havaya. yaratarak dinmeyen boğaz üçlemelerini, enjeksiyona kara kızıl sokuldum. perdeye doldu volta atanlar gerisin geri. bir yerlerimde gözenek olur bu fısıltılar. metaforik rastlantılara yıllarca tükürdüğüm dilimi, masaya örttüm. dudak aralarımdan kopan et parçacıklarını özgürlüklerine yaydım, kırmızı baloncuklar üfleyerek. pat pıt..
incinen “bir” duydum, ona yöneldim susayarak. ardından birkaç çığlık kahkaha tadında. bu kez “birkaç”a yöneldim, patlatıp kulaklarımı içtim. hiçliği dinmeyecek susuzluğuma övgüler saçtım, astım salkımlarına. birkaç seri cinayet arzusuyla doldu hiçliğim. kırıntılarını eşelediğim ruhunu yeniden, yeniden, yeniden öldürebilsem..
damıttım kanımı, tazeledim piçliğimi. rehabilite uzama yayılmış olan çarpaşık harfleri unuttum, noktaların tümünü yuttum yalaya yalpalaya. kübik masallar eşliğinde seramoniye pus… pençeleri yoktu ki. üç beş cümleli sabah rakısına küflü peynirler yanaşacak yine. can atan parmaklarıyla deşmek yaşanmışlık yazıtlarını. kara incinin dibine bir kara inci daha. düş(tü).
hah! o anda akmaya başladı birkaç hadımın duyargasız leşi tozluğun orta atlasına. biriktirdiler ellerinde, yanlarında, yörelerinde ne yoksa. bir çırpınmada hepsini ağızlarının kuyularına attılar. incecik haykırışlarından hemen sonra, patladılar. bol davetiyeli sayısız görsel şölen! rengine kül beğen. karşı karşı pencerelilerde patlamaları tiz çığlıklarının ertesinde okusam..
bitkin’in yanı başında farelerle birlikte uyudum. gecenin varoşlarına sürdüğüm yüzümü zamansız boşluğunda(boşluğumda) dansa kaldırabilsem..
kalktım, kaşımı gözümü çekiştirerek. anaforlarımı avuçlayıp, adım adım kaçtım. yukarı, hep yukarı… uzaklaştım mı sandım. odacıklara kök boyası sürsem..
incinen “bir” duydum, ona yöneldim susayarak. ardından birkaç çığlık kahkaha tadında. bu kez “birkaç”a yöneldim, patlatıp kulaklarımı içtim. hiçliği dinmeyecek susuzluğuma övgüler saçtım, astım salkımlarına. birkaç seri cinayet arzusuyla doldu hiçliğim. kırıntılarını eşelediğim ruhunu yeniden, yeniden, yeniden öldürebilsem..
damıttım kanımı, tazeledim piçliğimi. rehabilite uzama yayılmış olan çarpaşık harfleri unuttum, noktaların tümünü yuttum yalaya yalpalaya. kübik masallar eşliğinde seramoniye pus… pençeleri yoktu ki. üç beş cümleli sabah rakısına küflü peynirler yanaşacak yine. can atan parmaklarıyla deşmek yaşanmışlık yazıtlarını. kara incinin dibine bir kara inci daha. düş(tü).
hah! o anda akmaya başladı birkaç hadımın duyargasız leşi tozluğun orta atlasına. biriktirdiler ellerinde, yanlarında, yörelerinde ne yoksa. bir çırpınmada hepsini ağızlarının kuyularına attılar. incecik haykırışlarından hemen sonra, patladılar. bol davetiyeli sayısız görsel şölen! rengine kül beğen. karşı karşı pencerelilerde patlamaları tiz çığlıklarının ertesinde okusam..
bitkin’in yanı başında farelerle birlikte uyudum. gecenin varoşlarına sürdüğüm yüzümü zamansız boşluğunda(boşluğumda) dansa kaldırabilsem..
kalktım, kaşımı gözümü çekiştirerek. anaforlarımı avuçlayıp, adım adım kaçtım. yukarı, hep yukarı… uzaklaştım mı sandım. odacıklara kök boyası sürsem..
12 Şubat 2011
...
derinlik: birbirleriyle bütünlüğü yakalayıp, tutmuş o iki(bin yıllık) kişiliği sarmalayacak
genişlik: bütünlük sarhoşluğuna denk
renk: bukalemun olgunluğunda, kara ve kara
cismi: yakıcı boşluk hissiyatında
konuk silsilesi: kesici, loş birkaç mum, delici, kum tozu, aşk, filtre, müziğin ağır tekinsiz ritmine döngüsel bach, su, kendi kendini yaratan koku, kaypak sırça ip, sağır edici şahaneliğinde kolektif “lal masallar” anlatan ses, kıyıları keskin ruh ve ruh, sabırsız beklentiye raptiye, sigara, yumuşacık baloncuklar..
heyecanla içine içine damlayan kana bandır.. yıkıcı saldırganların şevkatine ve aşkına ve tinine ve tenine, sonsuzlanmış ve ilerleyen bir aşk-ı hüzünle, sakin moleküler mutluluğu karıştır..önemli bir özenle dingin mutlulukların kan tıkırtılarını dinle, yıkıcı boşluğunu(boşluğumu) saran çok sesli ve gürültülü bir düşle..
kan revan olmuş puslu ve paslı suyun ıslak renginde
sırılsıklam ağır kanlı kırmızılar kuşanmışlar ince çelik aşk ile
bedenlerine göz kırpan sevgili kara gölgeleriyle
yağmalamadan yağmalamaktan duyarak
ve sokaklara akışkan gözlerle birer perde yayarak
akış: “sokaktaki fahişelerin aşkına ortak olmalı(yız)..”
yarasaların dansı başlayacak bir yıkıcı boşluğun(boşluğumun) etkinliğinde!
yer: ölürken bütünselliğinde uzayda uçuşan varoluşsal özlem
cismi: yıkıcı boşluk hissiyatında, süt kara..
11 Kasım 2010
perde
görüş günleri uzak, tuzak..
büyük harf talan
kübik duvarlarını metaforlarınla tuzlasan
kakao çekirdeklerinden üretilir kelimeler
ve de damıtılmış hemoglobinden
birinden alıp diğerine enjekte..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


